
Çoğu zaman şifayı, yaralarımızın kapanması, acılarımızın dinmesi, eksiklerimizin tamamlanması olarak düşünürüz. Sanki eski halimize dönmek bir zafermiş gibi. Ama belki de şifa, o “eski hal”i geride bırakma cesaretidir.
Şifa bazen bir yara kapanınca değil, o yaranın bize ne öğrettiğini fark ettiğimizde başlar. O kırılma anlarında, kendimizle yüzleştiğimizde… Bir kaybın ardından sessizce otururken, kalbimizin bir başka biçimde atmaya başladığını fark ettiğimizde… İşte o zaman, iyileşmekten çok, uyanırız.
Uyanmak, hayatın bizden ne istediğini duymaya başlamaktır. Eski alışkanlıkların, kalıpların, maskelerin soyulmasıyla olur. Bazen bu uyanış huzurludur; bazense acıtır. Çünkü şifa her zaman yumuşak değildir. Bazen bir gerçeği fark etmek, en keskin neşterden bile derine iner.
Ama uyanışla birlikte gelir bir açıklık. İçimizde yeni bir boşluk açılır; oraya kendimizi daha sahici, daha bütün bir halde yerleştirme şansı doğar. Artık sadece iyileşmiş biri değilizdir; dönüşmüş, başka bir bakışla bakan biriyizdir.
O yüzden şifa, yalnızca iyileşmek değil, özümüze uyanmaktır. Ve belki de asıl iyileşme, bu uyanışın içinde saklıdır.
Bizi X (Twitter)hesabımızdan Takip Edin




